Güneşin Tadı ve Sabırlı Kuyruk

Ormanın Derinliklerinde Bir Sabah
Uzaklarda, ağaçların gökyüzüne değdiği yeşil bir orman vardı. Bu ormanda yumuşak tüyleri olan küçük bir tilki yaşardı. Adı Kızılkuyruk’tu. Kızılkuyruk o sabah erkenden uyandı. Burnunu havaya kaldırdı ve temiz havayı içine çekti. Güneş, ağaçların arasından ona gülümsüyordu. Karnı hafifçe acıkmıştı ve yürüyüşe çıkmaya karar verdi.
Orman o sabah çok huzurluydu. Çiçekler yapraklarını yeni açıyordu. Kelebekler çiçeklerin etrafında sessizce dans ediyordu. Kızılkuyruk, patika yolda yavaş adımlarla ilerledi. Etrafındaki her ayrıntıyı inceliyordu. Yerlerdeki kuru yapraklar onun adımlarıyla hışırdıyordu. Gökyüzü masmavi ve pürüzsüz görünüyordu. Her şey çok sakindi.
Kızılkuyruk yürürken ormanın kenarındaki tepeye ulaştı. Burası güneşin en güzel doğduğu yerdi. Aşağıda büyük ve düzenli bir bahçe duruyordu. Bahçede yeşil yapraklı uzun bitkiler vardı. Bu bitkiler sanki birbirine el vermiş gibi dizilmişti. Kızılkuyruk merakla aşağıya doğru süzüldü. Kalbi heyecanla çarpıyordu. Yeni bir yer keşfettiği için çok mutluydu.
Yükseklerdeki Mor Salkımlar
Bahçeye girdiğinde karşısında asmaları gördü. Bu asmalardan aşağıya ağır ve dolu salkımlar sarkıyordu. Üzümler güneşin altında mor boncuklar gibi parlıyordu. Her biri sanki küçük birer ışık kaynağıydı. Kızılkuyruk durup bu güzelliği izledi. Üzümlerin kokusu havada süzülüp burnuna kadar geliyordu. Bu koku çok tatlıydı.
Kızılkuyruk salkımlara ulaşmak için patisini uzattı. Ama üzümler çok yüksekte duruyordu. Bir salkıma bakıp gülümsedi. Eğer şu en parlak olanı alabilirsem çok mutlu olurum diye içinden geçirdi. Biraz geriye çekildi ve zıpladı. Patileri havada boşluğu yakaladı. Yere indiğinde üzümler hâlâ yerinde duruyordu. Hiç kıpırdamamışlardı.
Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Yaprakları rüzgârla beraber hafifçe sallanıyordu. Sanki Kızılkuyruk’a biraz yavaşlamasını söylüyordu. Tilki tekrar zıpladı ama yine olmadı. Üzümler ona yukarıdan sessizce bakıyordu. Kızılkuyruk yorulmaya başlamıştı. Alnında küçük ter damlaları birikmişti. Yine de denemekten vazgeçmek istemiyordu.
Bir kez daha denedi, bu sefer daha yükseğe sıçradı. Ama salkımlar sanki bulutlara asılmış gibiydi. Kızılkuyruk yere konduğunda etrafına bakındı. Kimse onu izlemiyordu ama o mahcup hissetti. Kendi kendine fısıldadı: “Neden bu kadar yüksekler?” Cevap gelmedi, sadece rüzgâr esti. Orman her zamanki gibi sessiz ve sakindi.
Kalbin Fısıltısını Dinlemek
Kızılkuyruk bir taşın üzerine oturdu ve dinlendi. O sırada rüzgârın sesini daha dikkatli duymaya başladı. Bu sadece bir rüzgâr değildi, sanki ormanın kalbiydi. Duyma ve dinleme sanatı bazen sadece durmaktır. Kızılkuyruk gözlerini kapattı ve doğayı dinledi. Kuşlar uzaklarda bir şarkı söylüyordu. Dere ileride şırıl şırıl akıyordu.
İçsel bir huzur dalgası tüm vücudunu sardı. Kendi sesini dinlediğinde bir şeyi fark etti. Aslında üzümlere ulaşamadığı için onlara kızıyordu. Onların ekşi olduğunu düşünmeye başlamıştı. Ama bu düşüncenin doğru olmadığını biliyordu. Onlar çok güzel ve tatlı görünüyorlardı. Kendine dürüst olması gerektiğini hissetti. Başaramamak kötü bir şey değildi.
O sırada bir dal parçası bulup denedi. Dalı yukarı uzattı ama yetişmedi. Taşı asmanın altına sürükledi ama boyu yetmedi. Ne yaparsa yapsın doğanın sınırları vardı. Kızılkuyruk pes etmedi ama zorlamayı bıraktı. Bazen beklemek ve doğru zamanı kollamak gerekirdi. Belki de bu üzümler başka bir canlının rızkıydı.
Tilki, asmanın gölgesinde bir süre daha oturdu. Gölgeler uzamaya, güneş batmaya başlamıştı. Gökyüzü şimdi turuncu ve pembe renklerle boyanmıştı. Kızılkuyruk artık üzümlere bakarken öfke duymuyordu. Sadece onların güzelliğini takdir ediyordu. Ulaşamasa bile onların orada olması güzeldi. Kalbi şimdi çok daha hafifti.
Dürüstlüğün Getirdiği Huzur
Güneş iyice alçaldığında Kızılkuyruk ayağa kalktı. Son bir kez yukarıdaki salkımlara baktı. Onlara küsmemişti ya da onları kötülemiyordu. Sadece “Siz çok güzelsiniz, belki bir gün görüşürüz” dedi. Arkasını dönüp ormanın içine doğru yürümeye başladı. Yolu üzerindeki bir çalılıkta taze meyveler buldu. Onlar tam onun boyuna göreydi.
Kızılkuyruk karnını doyururken çok mutlu oldu. Kendi yeteneklerine ve sınırlarına saygı duymayı öğrenmişti. Bir şeyi başaramadığımızda onu kötülemek yanlıştı. Dürüst olmak insanı, hatta bir tilkiyi bile rahatlatırdı. Akşam rüzgârı tüylerini okşarken gülümsedi. Artık uyku vakti gelmişti, yuvasına doğru yol aldı.
Bilge baykuş onu bir dalın üzerinden izledi. Baykuş tilkinin bu olgun davranışına çok sevindi. Kızılkuyruk yuvasına girdiğinde çok huzurluydu. Gözlerini kapattı ve tatlı bir uykuya daldı. Rüyasında mor üzümlerin arasında özgürce koşuyordu. Kalbi dürüst olanın uykusu da her zaman tatlı olurdu.
Yıldızlar gökyüzünde parlar, dürüst kalpler huzurla dolar.



